Amerika Ticaret Savaşlarını neden başlattı?


1903 yılında Henry Ford tarafından kurulan Ford Motor Şirketi ve ardından Dodge, Chrysler gibi firmalar ile birlikte Detroit 20. yüzyılın başlangıcında otomobil endüstrisinin başkenti haline geldi. 1920’li yıllarda dünya üzerinde üretilen araçların % 94’ ü bu şehirde üretilmekteydi. 1930’larda ise bu oran % 82’ydi, 1940’lara gelindiğinde %92 seviyesindeydi. Bu kadar üretim olduğunda şehir kalkındı, dışarıdan göç aldı ve şekil-1 de görüldüğü gibi 1950’li yıllarda nüfusu yaklaşık 2 milyona yanaşmıştı. Otomobil endüstrisi ile birlikte yan sanayi ve hizmet sektörü de gelişmişti. Bu şehirde yaşamak artık bir zenginlik göstergesiydi.

Şekil-1: Detroit’in yıllara göre nüfusu

1950’li yıllardan sonra otomobil piyasasına yeni ortaklar girmeye başladı. İlk önce Volkswagen daha sonra ise Toyota Amerikan arabalarının tahtını sallamaya başladı. Şekil-2 de görüldüğü üzere 1950’li yıllarda piyasanın % 75’i Amerikan arabalarının elinde iken artık Alman ve Uzakdoğu arabaları da isminden söz ettirmeye başlamıştı. Detroit şehri kan kaybetmeye başlamıştı artık. Otomobil piyasası kaybedildikçe nüfus azalmaya ve sektör küçülmeye gitti. Bu düşüş 2009 yılına kadar artarak devam etti ve Detroit şehri artık iflas etmişti. Nüfus 700 bine kadar düşmüş, insanlar evlerini bırakıp başka şehirlere göç etmek zorunda kalmıştı. Fabrikalarda da durum farksızdı; fabrikalar nükleer bomba düşmüş şehirleri andırıyordu. Detroit şehri hayalet şehir haline gelmişti. Evlerin ve işletmelerin boş olması yağmalama ve gasp olaylarının da artmasına sebep oldu. Öyle ki; Forbes[1] dergisine göre Amerika Birleşik Devletleri’nin en tehlikeli şehriydi. Her 100 bin kişide şiddetli suç oranı 2137 kişiydi.

Şekil-2: 1950 yılından günümüze otomobil piyasasının ülkelere göre dağılımı

ABD en kuvvetli olduğu yerden gol yemişti. Şekil-3 teki 2016 yılına ait istatistikleri incelediğimizde piyasa artık diğer ülke otomobilleri tarafından da paylaşılmakta hatta ilk 3 sırada hiçbir Amerikan otomobil gurubu bulunmamaktaydı. ABD hem bir sektörü kaybetmiş hem de o sektörün bulunduğu şehirde anarşinin çıkmasına bir şey yapamamıştı.

Şekil-3: Markalara göre araç satışları (2016)

ABD sadece otomobil endüstrisinde güçlü değildi. 2018 yılına geldiğimizde büyüklük göstergesi olan eğitim, savunma sanayisi, bilişim ve sağlık gibi konularda hep listenin en üst sıralarında yer alan firmaları bulunmaktadır. Örneğin, şekil-4’ te de görüldüğü üzere en iyi üniversiteler sıralamasında ilk 10 da 5 ABD üniversitesi bulunmaktadır. Bilişim firmaları için de durum farksızdır. İlk 10 bilişim firması içinde 6 firma Birleşik Devletler’ indir. Ancak dünya her geçen gün daha da küreselleşmekte ve yeni rakipler her zaman çıkmaktadır. ABD’nin gelecekte en büyük rakibi Çin olacak gibi görülüyor. ABD’nin şuan ki nüfusu 325 milyondur. Ancak Çin yaklaşık 1 milyar 400 milyon nüfusu ile ABD tarafından yakalanması mümkün görülmüyor.

 ABD’nin neden ticaret savaşlarına başladığının asıl sebebi de burada ortaya çıkıyor. Çünkü yılanın başını küçükken ezmek istiyor. Kendisine rakip olacak her ekonomi, kendisinden bir şeyler götürebilmektedir. Bunun için şuan hali hazırda gücü var iken Rusya, Çin ve hatta Avrupa Birliği ülkelerine güç göstermekten sakınmıyor. Amerika Birleşik Devletleri’ ni para haricinde bir arada tutacak bir olgu yoktur. Amerika diye bir millet yoktur. Bunun için “Amerikalılar yürüyün!” denildiğinde harekete geçecek çok az insan vardır. Avrupalıların, Güney Amerikalıların ve Uzak doğuluların göç ettiği ve karma olarak yaşadığı bir ülkedir. Bu insanları, çok büyük ölçekli bir sorun yaşamaları halinde, kendi öz ülkelerine geri dönmekten kimse alıkoyamaz. ABD’ de din de insanların önemsediği bir değer değildir. Çoğunun Hristiyan olduğu bilinir ancak bunun birliktelik sağlayan bir olgu olduğunu kimse iddia etmez. Peki, nedir bu insanları bir arada tutan şey? Tabi ki; ABD’ nin zenginliği. Peki, bu zenginlik azalırsa Detroit’ te olduğu gibi anarşinin ortaya çıkmayacağını kim söyleyebilir. Bunu önlemek için ABD ticaret savaşını kazanmak zorundadır.

Şekil-4: ABD’ nin de içinde olduğu bazı alanlarda ilk 10 liste

[1] https://www.forbes.com/pictures/mlj45jggj/1-detroit/#2c3b978e69d9

Göçmenliğin Getirdiği Zenginlik



2018 Dünya Futbol turnuvasında hepimizin ilgisini çeken bir olay oldu. 23 kişilik Fransa milli takımı, 15 Afrika kökenli göçmen futbolcusu ile Dünya kupasını kazandı. Bu şekilde bakınca aslında göçmenliğin çok da kötü bir şey olmadığı görülüyor ancak her nedense haberlerde göçmenlerin sorunlarına şahit oluyoruz ve kötü izlenim aklımızda yer ediyor. Bu yazıyı okuduktan sonra aslında göçmenliğin dünyanın en büyük zenginliklerinden biri olduğuna kanaat getireceksiniz.

 Dünya üzerinde göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı ülkelere bakalım; Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, İngiltere, Almanya, Fransa, İsviçre ve Hollanda. Bu ülkelere göz attığımızda aklımıza ilk gelen şey zenginlik ve refahlık oluyor. Sadece Amerika Birleşik Devletlerinde bile, yaklaşık 47 milyon yabancı ülke doğumlu insan yaşamaktadır. Bu insanların getirdiği zenginlik ABD’ nin süper güç olmasını sağlıyor. Eğer Fortune 500 içindeki şirketleri incelersek, 216 tanesinin göçmenler tarafından kurulduğunu görmekteyiz ve bu şirketlerin %45’ ini yüksek teknoloji olarak adlandırdığımız inovasyon temelli işler oluşturmaktadır(1). Apple ,Google ,Amazon ,Facebook ,Oracle ,IBM ,Uber ,Airbnb ,Yahoo ,Intel ,EMC ,eBay ,SpaceX ,VMWare ,AT&T ,Tesla ,NVIDIA ,Qualcomm ,Paypal ,ADP ,Reddit ,SlackHQ ,WeWork ,Stripe ,Cognizant ,Intuit(2) ve daha niceleri birinci ve ikinci jenerasyon göçmenler tarafından kurulmuştur. 

Biz Türkler de aslında birer göçmeniz. Orta Asya bozkırlarından kalkıp gelip Anadoluyu mesken edindik. Göç etmiş Anadolu Türkleri, Orta Asya Türklerine göre daha modern ve zengin bir hayat yaşamaktadırlar. Daha sonra bazı Türkler Avrupa’ ya göç ettiler. Özellikle Almanya, Fransa, Avusturya, Hollanda’yı ikinci yurtları olarak gördüler. Bu Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkler ise Anadolu’ da yaşayanlara göre daha modern ve zengin bir hal almışlardır. Çocuklukluğumuzda yaz tatillerinde mahallemize gelen Almancılar hep imrenilen insanlar olmuşlardır. Hele birde Mercedes ile gelmişse. Çünkü bizden daha varlıklıydılar. Bazı Türkler ise Avrupa ile de yetinmedi; çok daha uzaklara Amerika’ ya ve Kanada’ ya göç ettiler. Amerika’ ya giden göçmen Türklerin içinden Mehmet Öz, Muhtar Kent, Ahmet Ertegün, Fahir Atakoğlu, Aziz Sancar, Selçuk Şirin ve daha birçok başarılı insan çıktı.Amerika’ da yaşayanlar ise Avrupalı Türklere göre çok daha başarılı ve zengin insanlardan oluşmaktadır. Muhtemelen bir gün Mars’a giden Türkler olursa, Amerika’dakilerini de geride bırakacak bir başarı ve zenginliğe sahip olabilirler.

 Suriyeli mülteciler yüzünden şuan ülkemizde de büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. Bugünün mültecileri geleceğin göçmenleri olarak hayatlarına devam edecek gibi görülüyor. Aslında ülkemize gelen göçmenleri iyi değerlendirebilirsek, ilerleyen zamanlarda onlardan daha fazla verim elde edebiliriz. Göçmen olan insanlar, kaybedecek bir şeyleri olmadığı için daha atik ve girişimciliğe açık olabilmektedirler. Çoğunluğunu Suriyeli göçmenlerin oluşturduğu ülkemizde de bu insanlara yeterli eğitim olanaklarını sunabilirsek, belki 10-15 yıl sonra hem ülkemize hemde kendilerine beklediğimizden çok daha fazla zenginlik sunabilirler. Üzerimize düşen sadece bunun bilincinde olmamızdır.



Değişime Ket Vurma!



1445 yılında bir Alman kuyumcu dünyanın seyrini değiştirecek bir yeniliğe imza attı. Adı Johannes Gutenberg olan bu mucit, batının gücü eline almasına olanak sağlayacak, hareketli mekanik tipte matbaanın buluşunu yaptı. Onun zamanına kadar baskılar ya el yazması ile yada tahta kalıplar ile yapılmaktaydı. Geliştirdiği yenilik ile kitaplar, daha hızlı basılabilecek ve her kesime ulaşması sağlanacaktı.

 Roma ve Bizans imparatorluklarının şaşalı geçmişi, yerini Osmanlı imparatorluğunun egemenliğine bırakmıştı. Bu yenilik sayesinde Avrupa küllerinden yeniden doğabilecektir. Matbaa sayesinde bir çok kitap basılabilecek, basılı haritalar ve coğrafi bilgiler içeren kitaplar birçok denizcinin eline ulaşabilecekti. Avrupa bu sayede coğrafi keşifler yoluyla zengin Amerika topraklarının kaynaklarına ulaşabilecekti.

Avrupa'da matbaa o kadar yaygınlaştı ki; okuma yazma oranı kendi zamanının zirvesi sayılacak bir hal aldı. 1800’ lü yıllara gelindiğinde İngiltere de kadınlarda okuma yazma oranı % 40, erkeklerde ise % 60'dı. Bu okuma ve yazma seferberliği daha sonraları İngiltere’ de sanayi devriminin başlamasına sebep oldu. Artık Avrupa dümeni eline almıştı. Peki Osmanlı İmparatorluğunda durum nasıldı? II. Beyazıd, I. Selim gibi padişahlar tarafından ferman çıkartılarak matbaa ile Arapça baskı yapılması yasaklanmıştı. Matbaa ancak Osmanlı topraklarına 1727 yılında gelebilmişti. Avrupa'dan tam 282 yıl sonra. İbrahim Müteferrika matbaayı getirip kendisi ve ailesi ile birlikte 1800'lü yıllara kadar baskı yapmaya devam ettirseler de, sadece 24 kitap bastırabilmişlerdir. Çünkü her basılan kitap din ve hukuk alimleri tarafından izne tabi tutulmuştu. İzin verilmeyen kitapların basımı imkansızdı. Bu sonuçlar neticesinde 1800’lü yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nda okuma yazma oranı % 2-3 seviyesindeydi. Bu oran İstanbul dışında diğer eyaletler de içler acısıydı.

 Yıllar geçti, 2000'li yılların başından itibaren internetin yaygınlaşması ve teknolojide çığır açılması ile birlikte, gelişmekte olan ülkeler için bir fırsat doğdu. Bilgi teknolojileri konusunda sermaye gerektirmeden sadece yazılım yoluyla para kazanabilmekteydi. Bu şekilde birçok genç milyonlarca dolarlık şirketlerin sahibi oldu veya bir yazılımcı olarak firmalarda kendilerine yer buldular. Önümüzdeki 50 yıl içerisinde sahip olabileceğimiz mesleklerin sadece % 2 sini bilmekteyiz. Muhtemelen geriye kalan % 98'lik iş sahası internet, kodlama ve inovasyon tabanlı işler ile alakalı olacaktır. Şöyle ki ; aşağıda bulunan ve bu işleri yapan kişilerin aylık binlerce dolar kazandığı işler, 10 yıl öncesine kadar yoktu. Bu işler sadece en popüler olanlarıdır. Aslında her yıl adını bilmediğimiz onlarca yeni iş sahası ortaya çıkmaktadır.

 Son 10 yılda ortaya çıkan meslekler 

 1- Mobile app developer
2- Social media manager
3- Uber Driver
4- Cloud computing specialist
5- Driverless car engineer
6- Data scientist
7- Drone operator

Bilgi teknolojileri konusunda meslek hayatlarına yeni başlayacak, başlamış veya yıllardır çalışan arkadaşların bu kadar hızla devam eden gelişime ayak uydurmaları olmazsa olmazdır. Yeni meslekleri ve yeni teknolojileri sürekli takip edip, hayat boyu öğrenme prensibini hayatlarına sokmaları gerekmektedir. Yani, ben C sharp biliyorum ben Java biliyorum bu bana yeter diyorlarsa havalarını alırlar. Daha çok Data Science, Yapay Zeka, Derin Öğrenme ve Makine öğrenmesi, Endüstri 4.0 gibi konular üzerine çalışmalar yapılması, maaş ve kariyer anlamında ilgili olanları ileriye taşıyacaktır. Eğer bu kadar hızlı değişimi geç fark ederseniz ve hiçbir tepki veremezseniz, Osmanlı İmparatorluğu’ nun matbaa konusunda başına gelen sizin de başınıza gelecektir.

 Son olarak, kurumların bir çalışandan 2020 ve 2015 yılında beklediği özellikler görülüyor. 2020 ve sonrası kritik düşünce, problem çözme ve yaratıcılık gibi analitik düşünce gerektiren özellikler daha ön planda olacaktır. Bunları da gözden kaçırmamanızı öneririm.

2020 yılında gözde özellikler 2015 yılında gözde özelliker
1- Karmaşık problem çözme 1- Karmaşık problem çözme
2- Kritik düşünce 2- Başkalarıyla koordinasyon
3- Yaratıcılık 3- İnsan yönetimi
4- İnsan yönetimi 4- Kritik düşünce
5- Başkalarıyla koordinasyon 5- Müzakere
6- Duygusal zeka 6- Kalite kontrol
7-Karar ve karar verme 7- Hizmet yönelimi
8- Servis Oryantasyonu 8- Karar ve karar verme
9- Müzakere 9- Aktif dinleme
10- Bilişsel esneklik 10- Yaratıcılık

BT işinde yurt dışında çalışabilir miyim ?


Türkiye de Bilgi teknolojileri işinde çalışmak diğer mesleklere oranla geliri daha iyi olan bir iştir. Genellikle yurt dışına eğitim amaçlı olarak giden Türk vatandaşları, üniversite veya yüksek lisanslarını bitirdikten sonra eğitim gördükleri ülkelerde çalışma deneyimleri de yaşamaktadırlar. Ancak Türkiye'den direk olarak yurt dışına çalışma amaçlı gitmek pek de kolay değildir. Bu yazıda sizlere hangi işler yurt dışında revaçta, hangi ülkelere gidilir ve ne şekilde gidilebilir konularından bahsedeceğim. 

Bilgi Teknolojileri işinde en çok iş yoğunluğunun olduğu ülke Amerika Birleşik Devletleri' dir. Bu ülkenin 2017 yılına ait verilerine göre en çok iş alanı olan Bilgi Teknoloji meslekleri şunlardır;

1. Data scientist
2. Software development and information technology operations (DevOps) engineer
3. Data engineer
4. Database administrator
5. User experience (UX) designer
6. Solutions architect
7. Software engineer
8. Quality assurance (QA) manager
9. Mobile developer
10. Systems administrator
11. Technical account manager
12. Product manager
13. User interface (UI) designer
14. Business intelligence developer
15. Information technology (IT) manager
16. Data architect
17. Php developer
18. User interface (UI) developer
19. Network administrator
20. Scrum master

Bu liste Amerika Birleşik Devletlerine aittir ve diğer gelişmiş ülkelerde de üç aşağı beş yukarı benzerlik göstermektedir. Peki çalışmak için hangi ülkelere gidilebilir? Bunların listesi de şu şekildedir;

1. ABD
Amerika Birleşik Devletleri tabi ki listenin en başındaki ülkedir. 2017 ekim ayı verilerine göre ülkedeki işsizlik oranı % 4.1' dir. 325 milyon nüfusu olan bir ülkede % 4.1 oranı sadece sirkülasyondan doğan bir değerdir.  Bunun için Birleşik devletlerde yeteri kadar iş sahası vardır ve bilgi teknolojileri işleri gayet büyük bir yer tutmaktadır.  
Bu kadar çok iş olup bu kadar işsizlik oranı düşük olsa da ABD’de çalışmak hiç de kolay değildir. Yazının başında dediğim gibi genellikle eğitim amaçlı gidenlerin, eğitimlerini bitirdikten sonra çalıştıklarını görüyoruz. ABD’de çalışmanız için ya çalışma vizeniz (H1) olmak zorunda yada Green Card çekilişine katılıp göçmen olarak gitmeniz gerekir. Çünkü bir iş bulsanız bile size ilk soracakları çalışma vizenizin olup olmadığıdır.

2.KANADA
Kanada, ABD ye çok benzeyen bir ülke olsa da nüfus olarak yaklaşık 36 milyondur. Bu sebepten dolayı iş bulmak ABD ‘deki kadar kolay değil. Aynı zamanda iş bulsanız bile yine sizden çalışma vizesi istenecektir veya göçmen olarak gitmek isterseniz de dil, meslek, yaş, tecrübe gibi maddelerden belli bir puanı tutturmanız istenecektir. 

3.KOSTA RİKA
Bazılarınız bu yazıyı okuduğunda Kosta Rika ne alaka diyebilir. Ama bu ülke Orta Amerika kıtasının İsviçre’ sidir. Bunun için burada da nitelikli BT işleri bulmanız mümkündür ve çok güvenli bir ülkedir.

4.İNGİLTERE
Çalışma vizesi gereken ve alınması zor olan ülkelerden biridir. Aynı zamanda hayat şartları pahalıdır.

5.İRLANDA
İrlanda’ nın başkenti Dublin, Dünyaca ünlü birçok BT firmasının ana merkezlerinin bulunduğu bir şehirdir. Google, Facebook, Twitter , LinkedIn, Amazon, Etsy, Zalando, Groupon, PayPal, AirBnB ve Uber bu şehirde bulunuyor. Türklere karşı oldukça sıcak kanlı vatandaşları olan İrlanda da çalışmak için çalışma vizesine ihtiyaç duyacaksınız. 

6. MANŞ ADALARI
İngiltere ile Fransa arasında kalan adalardan oluşan, offshore finansın Avrupadaki merkezi konumunda bulunan ve Kanal adaları diye de adlandırılan bir ada grubudur. Çalışma vizesi almak İngiltere kadar zor değildir ve 500 bin dolara bir ev alırsanız burada direk olarak oturma izni de almış olursunuz.

7. KATAR & BAE
Bu iki ülkeyi beraber değerlendirmek hiç yanlış olmaz. Aralarında tek fark Katar için vize gerekmiyorken Birleşik Arap Emirlikleri için vize gerekmektedir. Ancak çalışmak için her iki ülke içinde çalışma vizesi almanız gerekir. Çalışanlarının çoğunu Hintlilerin oluşturur ve firmaların üst yönetimlerinde genellikle İngilizler bulunmaktadır. Maaş olarak 5000 dolar civarı bir ücrete anlaşsanız da 2000 dolar civarını sadece kiraya vereceğinizi unutmayın. Geriye kalan 3000 dolar ise  hayat pahalılığından dolayı diğer harcamalarınıza gidecektir. Karşılaştırma yapmak için şunu söylemek yeterli olacaktır sanırsam; 2017 yılında BIM de 5 TL ye satılan bir yoğurt Katar da 17 TL dir.

8. AVUSTRALYA & YENİ ZELANDA
Avustralya her yıl göçmen olarak belli meslek gruplarından insanları ülkelerine davet etmektedir. Bu meslek gruplarının içersin de Yazılım ve Analist içerikli işler de yer almaktadır. Dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı ve gayet refah seviyesi yüksek olan iki ülkedir. 

9. İSVİÇRE
 Benim gözümde Avrupa'nın en güzel ülkesi. Finans sektörü muazzam derecede gelişmiş ve 70 bin Türkün yaşadığı bir ülkedir. Avrupa'nın belkide huzurla tek yaşanabilir ülkesi ancak kabul edilmek oldukça zor. Çünkü, sadece İngilizce bilmek bu ülkede çalışmak için yeterli değil, aynı zamanda Fransızca veya Almancadan birini de bilmeniz gerekiyor. 

Bir BT çalışanı olarak yurt dışında çalışmak için gitmek istediğiniz ülkenin size çalışma vizesi vermesi için belli başlı yetkinliklere sahip olmanız gerekmektedir. Bunları da şu şekilde sıralayabiliriz;

1. Dil bildiğinizi TOEFL veya IELTS sınavlarından hatırı sayılır bir skor ile tescillemeniz gerekiyor. Örneğin Kanada göçmenlik başvurusu için yapılan puanlamada 80 üzeri bir TOEFL skoru almak sizi kabul edilebilir kılacaktır.

2. Türkiye de okuduğunuz üniversitelerin yurt dışında bir değeri olmayabiliyor. Bunun için Microsoft veya Cisco gibi Uluslar arası sertifikalar alıp başvurmanız size katkı sağlayacaktır.

3. iş bulmak için indeed.com, monster.com, bayt.com gibi siterlerden başvurabilirsiniz. Ancak bu sitelerden başvurumu yaptım yeter diye düşünmek oldukça yersiz. Yapılması gereken şey; linkedin.com üzerinden ilgili firmaların insan kaynaklarına direk ulaşabilir veya insan kaynakları işi yapan aracı firma veya kişilere direk ulaşmanız gerekecektir.

4. İyi bir referans ve ön yazıya da ihtiyacınız olacaktır. Size referans olacak bir akademisyen veya müdür den alacağınız yazı ile kendinizi anlatacağınız bir ön yazı sizi bir adım öne geçirecektir.

Sonuç olarak; böyle bir niyetiniz var ise çok uğraşıp emek vererek istediğiniz ülkeye çalışma amaçlı gidebilirsiniz. Ancak Türkiye'de kazanılan BT ücretleri, ülkelerin kişi başı gelirleri baz alındığında hiç de yadsınamayacak kadar iyidir.  Avrupa ve Amerika'da çalışan insanların belli bir yıldan sonra geri döndüğünü görürsünüz. Bunun sebebi ise, yönetici olarak asla bir yabancıyı değerlendirmezler. Bu kişilerde bu şansını Türkiye’ye gelerek kullanmaya çalışırlar. 

Ülkeler Nasıl Zenginleşir?

Son günlerde sinemalarda gösterimi devam eden bir film var. Adı: Ayla. Ayla filminde Güney Kore – Kuzey Kore arasında geçen savaşta yaşanmış gerçek bir hikâye ele alınmaktadır. Filmdeki savaşa çok fazla değinilmemiş olsa da 2.5 milyon sivilin ve 1 milyonun üzerinde askerin ölümü ile sonuçlanan trajik bir olaydı.  Savaş 1953 te bittiğinde ülke fiili olarak tamamen ikiye bölünmüştü. Ancak aradan geçen yıllarda bariz bir belirginlik ortaya çıktı. Kuzeyde ekonomik gücü olmayan, dünyaya açılmamış, daha fakir kapalı bir rejim ülkesi Kuzey Kore. Diğer tarafta ise kişi başı gelir 27000 dolar üzerinde olan Samsung, LG, KIA, Hyundai gibi dünya çapında firmaları olan gelişmiş Güney Kore. Peki, tek bir milletin ikiye bölünmesiyle böyle bir fark nasıl oluşabilir? Sonuçta birinin yapmış olduğunu diğeri de yapabilirdi.


1945 yılında, ikinci dünya savaşı sonrası ikiye bölünmüş Kore yarımadasında, Güney ile Kuzey'in yapmış olduğu savaş bittiğinde ülke fiili olarak 38. Paralel üzerinden ikiye bölündü. Savaş sonrası Güney Kore, Türkiye ile hemen hemen aynı şartlarda hatta Grafik -1 de görüleceği üzere kişi başı geliri Türkiye’den daha düşük bir ülke idi. Hemen akıllara şu soru gelebilir. Bir Doğu Asya ülkesi olan Güney Kore bizden farklı olarak ne yapmış olabilir ki bu zenginliğe ulaşmış olsun?

Grafik -1

 Grafik-2 de görüldüğü üzere Kuzey ile Güney arasında kişi başı gelir ise hiç karşılaştırılmayacak kadar farklıdır. Hâlbuki bu iki ülke ayrışmadan önce aynı sosyal ve kültürel yapıya sahipti. Günümüzde Kuzey Kore’yi sadece attığı balistik füze denemelerinden adını duyarken, Güney Kore’yi ise modern, gelişmiş hatta birçok Avrupa ülkesinin daha ilerisinde bir ekonomiye sahip bir devlet olarak adını duymaktayız. Bu gelişmişlik düzeyini bazılarımız Birleşik Devletler ’in desteği ile açıklayabilir. Bu söylemin kesinlikle bir doğruluk payı vardır. Çünkü ABD’nin Güney Kore’de 40 bin kişilik bir askeri varlığı söz konusudur. Benzer desteği Kuzey Kore’de Sovyetler Birliği ve Çin’den gördü. Ancak Sovyetler Birliği neden aynı etkiyi Kuzey Kore üzerinde göstermedi? Veya bir başka soru daha sorabiliriz. Birleşik Devletler ile benzer şekilde göbek bağı kuran Suudi Arabistan, Türkiye veya Filipinler gibi devletler neden Güney Kore kadar bir gelişim gösteremedi?  

Grafik -2

Aslında bu gelişmişliğin ilk başladığı yere; Birleşik Devletlerin 20. Yüzyıldaki durumuna bakmamızda fayda var. Eğer fakirseniz ve soylu bir aileden gelmiyorsanız 20. Yüzyılın başlarında zengin olabilmek imkânsızdı.  Ancak ABD’de durum farklıydı. Bir fikriniz var ise patent almak, hem pahalı değil hem de bürokratik işlemlerde zaman kaybetmezdiniz. Ampulün mucidi Thomas Edison zengin bir aileden gelmemişti ancak çift yönlü telgrafını Western Union’ a 10 bin Dolar a sattı. Edison gibi fikir üretilen kişiler için işlerin bu şekilde kolay olması harika bir durumdu. Tüm hayatı boyunca 1500 patent ile dünya rekoru kırmıştı.

Fikirlerin bu kadar kolay patent alması yanında bu fikirleri fonlayacak bankaların durumu da önemliydi. Birinci dünya savaşı henüz başlamışken 1914 yılında 27.3 milyar dolar toplam aktif ile 27864 banka Birleşik Devletlerde faaliyet göstermekteydi. Türkiye Cumhuriyeti’n de ise 1923 yılında henüz yeni kurulmuş bir devlet iken toplam 35 banka faaliyetteydi.

Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki ekonomik büyüklüğe tekrardan gelecek olursak; temel olarak üç sebep sayabiliriz. Bunlar; eşitlik, adalet ve özgürlük. Bu sebepler, aslında gelişmiş diğer ülkeler ile geri kalmış ülkeler arasındaki bariz farkı oluşturmaktadır. Kuzey Kore’de kapalı bir rejim bulunduğu için devlet başkanı ve onun çevresindeki ayrıcalıklı insanlar iyi bir hayat sürerken, sıradan vatandaşlar sadece karınlarını doyurmak, barınmak ve biraz daha iyi yaşayabilmek için var olmaktadırlar. Eşit haklara sahip olmadıkları için akıllarına gelen bir fikir veya buluş hiçbir anlam ifade etmemektedir.  Eşit şartların olmadığı yerde özgür düşünceler de zemin bulamaz. Aslında böyle bir ortamda fikir ortaya atmak da kolay değildir. Bunun yanında sahip olunan mülkiyetler ve fikirler adaletin olmadığı bir devlette başka insanların eline geçebilir ve hak aransa bile sonuç alınamaz.
Hemen şu aklınıza gelebilir. Bu kadar kolaysa neden diğer ülkeler de eşitlik, adalet ve özgürlük şartlarını sağlayıp zengin olmuyorlar? 19. Yüzyıl sonu 20. Yüzyılın başlarında zenginliğin sebeplerini araştıran birçok iktisatçı çıkıp bazı hipotezler ortaya attılar. Ne var ki, hiçbiri tam anlamıyla reçeteyi belirleyemedi.

İlk olarak ortaya atılan hipotez sıcak bölgelerde yaşayanların soğuk bölgede yaşayanlara göre iklim şartlarından dolayı daha tembel olmasıdır. Ancak Avustralya ve Yeni Zelanda bu hipotezin yanlış olduğunu ispatlayan iki ülke oldu. Kişi başı gelir ve refah seviyesi çok yüksek olmasına rağmen orta kısımları tamimiyle çöl olan Avustralya ve insanların en huzurlu yaşadığı ülkelerden biri olan Yeni Zelanda tüm yıl boyunca 20 derece seviyelerinde sıcaklığı bulunan ülkelerdir.

İkinci ortaya atılan hipotez ise Britanya etkisinde kalan ülkelerin zengin olmasıydı. Bu hipotez ABD, Kanada, Avustralya, Zeni Zelanda ve Marşal Adaları için doğru olsa da Sierra Leone ve Nijerya için bu doğruluğu ispatlayamamaktayız.

Diğer ortaya atılan hipotez ise Avrupa ülkelerinin bu işin dinamosu olduğudur ve zenginliğin kaynağı Avrupa ülkelerinde yaşayan bireyler sebebiyledir. Ancak Avrupa’da tüm ülkeler zengin değildir.  Almanya, Britanya, Fransa ve İtalya için dinamo ülkeler diyebiliriz ancak doğu Avrupa’da bulunan Moldova, Romanya ve Bulgaristan neden onlar kadar zengin değil?

En son olarak da Eğitimin zenginleşmede çok önemli etkisi olduğu vurgulanır ve zengin toplumların eğitim seviyeleri de yüksek olduğu ifade edilir. Bu hipotez kısmı olarak doğruluk payı olsa da Doğu blok ülkelerinden kopan Beyaz Rusya, Ukrayna ve Bulgaristan gibi ülkeler için geçerli olmuyor. Beyaz Rusya diğer bilindik adıyla Belarus’ un eğitim seviyesi yüksek olmasına rağmen kişi başı gelir 6200 dolar seviyesindedir ve bu oran Avrupa ortalamasının çok altındadır. 

Şimdi yeniden Güney Kore’nin Kuzey ile aynı iklim, aynı ulus ve zamanında iki süper güç tarafından ayrı ayrı desteklenmelerine karşın neden birisi zengin diğerinin fakir olarak kaldığına. Aslında Harita -1 ‘ in uzaydan görünüşüne baktığımızda başka hiçbir şey dememize gerek kalmıyor. Çünkü bir ülkenin harcadığı elektrik enerjisi o ülkenin gelişmişliği ile doğru orantılıdır ve uzaydan çekilen bu görüntü her şeyi açıklar.

Harita -1

Sonuç olarak Güney Kore, Kuzey Kore’den farklı olarak bireylerine daha özgürlükçü bir ortam sundu, yargı önünde bir işçi, bir memur, bir soylu veya bir devlet görevlisi aynı şekilde muamele gördü ve her bireye eşit haklardan faydalanma hakkı verildi. Bu sayede fikirler gelişti, ürünleşti ve yasal zeminde haklarını korudular. Güney Kore bu hızda ilerlerken Kuzey Kore ile arasındaki mesafe daha ne kadar açılacak içinde bulunduğumuz 21. Yüzyılda göreceğiz.

Az bilinen çok kıymetli web siteleri


Elimde uzun süredir paylaşmak istediğim ancak bir türlü fırsatını bulup derleyemediğim web sitelerini sonunda düzenledim. Belki 10 yılı aşkın bir süredir listemde bulunan ve sizler için de faydalı olabileceğini düşündüğüm çoğu kişinin az bildiği bazı web siteleri paylaşıyorum. Umarım listedeki siteler sizin de işinize yarar.

11-     Dünyadaki tüm ülkelerin yaşam istatistiklerini ve hangi hastalıkta hangi sırada olduğunu görebileceğiniz bir site.

22-     Birçok konu dalıyla ilgili kitapların PDF’ lerini ücretsiz olarak indirebileceğiniz bir site. Örneğin İngilizce bir hikâye kitabını rahatlıkla indirebilirsiniz.

33-     Yıllar önce keşfettiğim ve dünya üzerinde konuşulan çoğu dile ait CIA’ ye ait dil öğrenme PDF ve ses dokümanlarını içeren bir site.

44-     Yazılım, donanım, network ve bilişim güvenliği ile ilgili birçok PDF i bulup ücretsiz indirebileceğiniz bir site.

55-     Massachusetts Institute of Technology de verilen birçok dersin çekilmiş videolarını içeren MIT’ e ait bir site.

66-     CIA’ ye ait bu sitede dünyadaki tüm ülkelerin demografik, ekonomik, coğrafi ve bunlara ait istatistiki bilgileri içeren bir site. Veriler sürekli güncellenmekte.

77-     Microsoft sertifikalarını almak isteyenler için çıkmış soruları gösteren bir site. Güncel olarak da yeni sorular eklenmektedir.

88-      Microsoft sertifikası almak isteyenler için başka bir güncel soruların bulunduğu ve sürekli güncellendiği bir site.

99-     Toefl a girmek isteyen ve listening bölümü için kaynak arayanlar için harika bir site.

110-  Websitesi yapımı ile uğraşan ve responsive şablonları ücretsiz bulabileceğiniz bir site.

111-  Jason formatında bir datanın düzenli halini görmek için kullanabileceğiniz bir site.

112-  Yanlış yönlendirme sanatını anlatan TED de gördüğüm en muazzam konuşma. Konuşmanın sonunda hayretler içinde kalıyorsunuz.

113-  Neredeyse her konuyla ilgili ücretsiz birçok programı bulabileceğiniz bir site.

114-  Dünyanın geneli ile ilgili anlık istatistik verilerini bulabileceğiniz bir site.

115-  Dünyadaki bulunan tüm üniversitelerin ülke bazında web sitelerine ulaşabileceğiniz bir web sitesi.

116-  Eğer elektronik projelere merakınız var ise Cornell Üniversitesi’ nin 1999 dan günümüze yapılan bitirme projelerine ulaşabileceğiniz bir site.

117-  İngilizce öğrenmek için kısa videolar ve bu videolara ait metinleri bulabileceğiniz bir site.


3. Dünya Savaşı Sonrası




Birinci dünya savaşı Rus, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı hanedanlıklarının sonu oldu ve toplam 9 buçuk milyon insanın hayatına mal oldu. İkinci dünya savaşı 65 milyon insanın ölümüne ve sonrasında iki süper güç Amerika ve Sovyetler Birliği öncülüğünde çift kutuplu bir dünyanın başlangıcı oldu. Üçüncü dünya savaşı ise hem ölü sayısı olarak hem de yıkım olarak tarihin hiç görmediği kadar derin bir yıkım yarattı. Savaş başlamadan önce dünya nüfusu 9 milyardı. Savaş sonrası sadece 1 milyar insan kaldı.

Savaş ilk başladığında hiçbir ülke nükleer güç kullanmaya yanaşmadı. Ancak savaşın ikinci yılında Kuzey Kore’ nin Japonya ya attığı nükleer bomba savaşın seyrini değiştirdi. Birleşik devletler, Rusya, Çin, İsrail, Pakistan, Hindistan, İngiltere ve Fransa ellerinde olan nükleer bombaları kullanmaya başladı. Okyanusya kıtası hariç nükleer bombanın düşmediği bir kıta kalmadı. Bazı şehirler toz ve dumandan günlerce karanlık kaldı. Düşen bombalar sonrası insanlar sağ kalsa bile birkaç saat içinde ciğerlerine sinen gazdan dolayı hayatlarını kaybettiler.

Sokaklar bomboş. Nüfusu 100 milyon altında kalan hiçbir devlet varlığını sürdürememekte. Kendini güçlü gören sokak çeteleri insanların elinde ne varsa toplamakta ve kendilerince asayişi sağlamaktalar. Çoğu insan bu çetelerden kaçmak için metro istasyonlarında ve raylarda yaşamaktalar. Sokaklarda gezerken her yerde ceset görülmekte bazen de o anda intihar etmeye çalışan insanlarla karşılaşılmakta. Çoğu insan inancını kaybetmiş durumda ve gelecekten umudu kalmadı.

Dünya kaç yıl geriye gitti tam olarak bilemiyorum. Einstein’ ın dediği gibi “üçüncü dünya savaşı nasıl olacak bilmiyorum ancak dördüncü dünya savaşı taşlarla ve sopalarla olacaktır”. Şu an orta çağı yaşıyoruz desem yanlış olmaz. Elektrik, telefon ve internet yok. İnsanların en büyük ihtiyacı temiz su. Bu kadar kirlilik sonrası temiz su bulabilmek bir mucize. Neredeyse bütün barajlar kirlenmiş durumda ve sadece yeraltı suları olan tulumbalardan içilebiliyor. Tulumbaların etrafında da metrelerce kuyruk ve sürekli kavga var. Yaşamak için umutlar yavaş yavaş azalmakta. Eski günlerimize ne zaman dönebiliriz bilmiyorum. Telefon, elektrik ve internet kullanmak bir hayal gibi duruyor. Belki elektriğin nasıl üretildiğini biliyoruz ancak kimse üretmek için bir çabada bulunmayacaktır. Çünkü temel ihtiyacımız yiyecek, içecek ve barınma. Bunlar olmadan başka şeylerin pek bir önemi bulunmuyor.

Savaşın sonlarına doğru, Okyanusya kıtasına doğru bazı ultra zenginlerin taşındığını duymuştuk. Norveç Svalbard adasında, savaş öncesi her tohumdan örneklerin olduğu bir merkez inşa edilmişti. Bu tohumları da alarak zenginlerin kendilerine yeni bir dünya kuracaklarını düşünüyorum. Belki belli bir doygunluğa ulaşırlarsa dünyanın diğer taraflarını da faydaları dokunur. Bu insanların desteği haricinde, hangi ülkeler daha hızlı medeniyeti yakalar diye düşünmüyor değilim. Galiba savaşmayı iyi bilen ülkeler daha hızlı medeniyeti yakalayacaktır. Bugüne değin, ne kadar teknoloji ilerlemesi yaşandıysa hep savaşlar ile ivme kazanmıştır.

Savaş öncesi karşılaştırma yapılabilecek başka bir şey ise din. Artık kimsenin din ile alakalı konuştuğunu duymuyorum. Galiba çoğu kişi inancını yitirdi. Savaş başlamadan önce Müslümanlar ve Hristiyanlar bir kutup olarak ayrışmıştı. Yahudiler her zamanki gibi işlerine gelen Hristiyanlar ile ortak hareket ettiler. Ama bugün kimsenin din üzerine konuşacak bir hali kalmadı. Bu kadar yıkıcı bir sonucu Kuran-ı Kerim asırlar önce bildirmişti. Eminim ki İsra suresi 58. Ayet gerçekleşmiş oldu.


“Hiçbir memleket yoktur ki, Biz onu kıyamet gününden önce helak etmeyelim veya şiddetli bir azap ile cezalandırmayalım; Kitab' da bu yazılı bulunuyor.” İsra-58